عَمَّ
30. Cüz
564 ayet
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Nebe'
40 ayetعَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
Birbirlerine neyi soruyorlar?
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ
O büyük haberden (kıyametten) mi?
ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ
Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
Hayır, ilerde bilecekler.
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
Hayır hayır, ilerde bilecekler.
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَـٰدًا
Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا
Dağları da birer kazık kılmadık mı?
وَخَلَقْنَـٰكُمْ أَزْوَٰجًا
Sizleri çift çift yarattık.
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا
Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا
Geceyi bir örtü yaptık.
وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا
Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا
Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا
İçlerine ışık saçan bir kandil astık.
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا
Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا
Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
وَجَنَّـٰتٍ أَلْفَافًا
Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَـٰتًا
Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا
O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا
Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.
وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا
Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا
Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.
لِّلطَّـٰغِينَ مَـَٔابًا
Azgınlar için son varılacak yer olmuştur.
لَّـٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًا
Orada çağlarca kalacaklardır.
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا
Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا
Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).
جَزَآءً وِفَاقًا
Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun.
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا
Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.
وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كِذَّابًا
Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.
وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَـٰهُ كِتَـٰبًا
Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا
(Onlara): "Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız" (denir).
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا
Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.
حَدَآئِقَ وَأَعْنَـٰبًا
Bahçeler var, bağlar var.
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا
Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.
وَكَأْسًا دِهَاقًا
Dopdolu kadehler var.
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا
Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا
(Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).
رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَـٰنِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا
O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahmân'dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.
يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ صَفًّا ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابًا
O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.
ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا
İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
إِنَّآ أَنذَرْنَـٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَـٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا
Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım."
Nâziât
46 ayetوَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ غَرْقًا
Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara,
وَٱلنَّـٰشِطَـٰتِ نَشْطًا
Usulcacık çekenlere,
وَٱلسَّـٰبِحَـٰتِ سَبْحًا
Yüzüp yüzüp gidenlere,
فَٱلسَّـٰبِقَـٰتِ سَبْقًا
Yarışıp geçenlere,
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا
Derken bir iş çevirenlere kasem olsun (ki kıyamet var).
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
O gün deprem sarsar,
تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
Onu ikinci bir sarsıntı izler.
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
Yürekler vardır, o gün kaygıdan hoplar.
أَبْصَـٰرُهَا خَـٰشِعَةٌ
Gözler kalkmaz saygıdan.
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
Diyorlar ki: "Biz tekrar eski halimize mi döndürülecekmişiz?
أَءِذَا كُنَّا عِظَـٰمًا نَّخِرَةً
"Biz, çürümüş kemikler olduktan sonra ha?"
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
"Öyleyse bu çok zararlı bir dönüştür." dediler.
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ
Fakat o bir tek haykırıştır.
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
Bir de bakarsın hepsi meydandadır.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
Musa'nın haberi sana geldi mi?
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
Hani Rabbi ona kutsal vaadi Tuva'da seslenmişti:
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
"Haydi, demişti, git Firavun'a, çünkü o çok azdı."
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
De ki: İster misin arınasın?
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
Seni Rabbinin yoluna ileteyim de ondan korkasın.
فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
Musa Firavun'a o büyük mucizeyi gösterdi.
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
Fakat Firavun yalanladı, karşı geldi.
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
Sonra koşarak dönüp gitti.
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
Derken adamlarını topladı da bağırdı:
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
"Ben sizin en yüce Rabbinizim" dedi.
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
Allah da onu tuttu, dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ
Kuşkusuz bunda, saygı duyacaklar için bir ibret vardır.
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا
Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? Onu Allah bina etti.
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
Tavanını yükseltti, onu bir düzene koydu.
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı.
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
Bundan sonra da yeryüzünü döşedi.
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.
وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
Dağlarını oturttu.
مَتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
Fakat o her şeyi bastıran büyük felaket geldiği vakit,
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا سَعَىٰ
O, insanın neyin peşinde koştuğunu anladığı gün,
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
Gören kimseler için cehennem hortlatıldığı vakit,
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
Artık her kim azgınlık etmiş,
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
Ve dünya hayatını tercih etmişse,
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
Kuşkusuz onun varacağı yer cehennemdir.
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
Kim de Rabbinin divanında durmaktan korkmuş, nefsini boş heveslerden menetmiş ise,
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
Kuşkusuz onun varacağı yer cennettir.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
Sana o kıyameti soruyorlar, ne zaman kopacak diye.
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
Sen nerde, onu anlatmak nerde?!
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
Onun son ilmi Rabbine aittir.
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
Sen ancak ondan korkacak olanları uyarıcısın.
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
Onlar o kıyameti görecekleri gün sanki dünyada bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler.
Abese
42 ayetعَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ
Kendisine âmâ geldi, diye.
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
Ne bilirsin, belki o temizlenecek?
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ
Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ
Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
Sen ona yöneliyorsun.
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
Onun temizlenmemesinden sana ne?
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ
Ama sana can atarak gelen,
وَهُوَ يَخْشَىٰ
Allah'tan korkarak gelmişken,
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
Sen onunla ilgilenmiyorsun.
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ
Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Artık dileyen onu düşünür.
فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ
O, değerli sahifelerdedir.
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ
Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.
بِأَيْدِى سَفَرَةٍ
Yazıcıların ellerindedir,
كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ
Değerli, iyi yazıcıların.
قُتِلَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ
O kahrolası insan, ne nankör şey.
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ
O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ
Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ
Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
Bir de o insan yiyeceğine baksın.
أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا
Biz o suyu bol bol döktük.
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا
Sonra toprağı nasıl da yardık.
فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا
Bu suretle orada ekinler bitirdik.
وَعِنَبًا وَقَضْبًا
Üzümler, yoncalar,
وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا
Zeytinlikler, hurmalıklar,
وَحَدَآئِقَ غُلْبًا
İri ve sık ağaçlı bahçeler,
وَفَـٰكِهَةً وَأَبًّا
Meyveler, çayırlar bitirdik.
مَّتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
O gün kişi kaçar, kardeşinden...
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
Anasından, babasından..
وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
Eşinden ve oğullarından.
لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ
Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ
Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ
Güler, sevinir.
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ
Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
Onları karanlık bürümüş,
أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ
İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.
Tekvîr
29 ayetإِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ
Güneş katlanıp dürüldüğünde,
وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتْ
Yıldızlar bulandığında,
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ سُيِّرَتْ
Dağlar yürütüldüğünde,
وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ
Kıyılmaz mallar bırakıldığında,
وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ
Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,
وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ
Denizler ateşlendiğinde (suları çekilip, volkanlar halinde ateş püskürdüğünde),
وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ
Nefisler eşleştirildiğinde (iyiler iyilerle, kötüler kötülerle bir araya toplandığında),
وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ
Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,
بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ
"Hangi günahtan dolayı öldürüldü?" diye.
وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ
Amel defterleri açıldığında,
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ
Gök sıyrılıp açıldığında,
وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ
Cehennem kızıştırıldığında,
وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ
Ve cennet yaklaştırıldığında,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ
Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.
فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلْخُنَّسِ
Şimdi yemin ederim o sinenlere (gündüzleri gözden kaybolan yıldızlara),
ٱلْجَوَارِ ٱلْكُنَّسِ
O akıp akıp yuvasına gidenlere,
وَٱلَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ
Yöneldiği an geceye,
وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ
Nefeslendiği (ağardığı) an sabaha ki,
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
Kuşkusuz o Kur'an, değerli bir elçinin sözüdür.
ذِى قُوَّةٍ عِندَ ذِى ٱلْعَرْشِ مَكِينٍ
O elçi güçlüdür, Arş'ın sahibinin yanında çok itibarlıdır.
مُّطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
Orada ona itaat edilir, güvenilir.
وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ
Arkadaşınızı cin çarpmış değildir.
وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ
Andolsun o, Cebrail'i açık ufukta gördü.
وَمَا هُوَ عَلَى ٱلْغَيْبِ بِضَنِينٍ
O, gayb hakkında cimri de değildir.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ
O, kovulmuş bir şeytanın sözü değildir.
فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ
Hâl böyle iken, siz nereye gidiyorsunuz?
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ
O, âlemler için öğütten başka bir şey değildir,
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ
İçinizden doğru gitmek isteyenler için.
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz.
İnfitâr
19 ayetإِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنفَطَرَتْ
Gök çatladığı vakit,
وَإِذَا ٱلْكَوَاكِبُ ٱنتَثَرَتْ
Yıldızlar döküldüğü vakit,
وَإِذَا ٱلْبِحَارُ فُجِّرَتْ
Denizler yarılıp akıtıldığı vakit,
وَإِذَا ٱلْقُبُورُ بُعْثِرَتْ
Kabirlerin içi dışına getirildiği vakit,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ
Herkes neyi önünden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilir.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَـٰنُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ ٱلْكَرِيمِ
Ey insan! İhsanı bol Rabb'ine karşı seni aldatan nedir?
ٱلَّذِى خَلَقَكَ فَسَوَّىٰكَ فَعَدَلَكَ
O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim verdi.
فِىٓ أَىِّ صُورَةٍ مَّا شَآءَ رَكَّبَكَ
Seni dilediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu.
كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِٱلدِّينِ
Hayır hayır, siz cezayı yalanlıyorsunuz.
وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَـٰفِظِينَ
Oysa üzerinizde koruyucular var.
كِرَامًا كَـٰتِبِينَ
Değerli yazıcılar
يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ
Onlar, siz her ne yaparsanız bilirler
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ
Kuşkusuz iyiler nimet içindedirler.
وَإِنَّ ٱلْفُجَّارَ لَفِى جَحِيمٍ
Kötüler de cehennemdedirler.
يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ ٱلدِّينِ
Ceza günü ona girecekler.
وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَآئِبِينَ
Onlar o cehennemin gözünden kaçamazlar.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
Ceza gününün ne olduğunu sen bilir misin?
ثُمَّ مَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
Evet, bilir misin nedir acaba o ceza günü?
يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِّنَفْسٍ شَيْـًٔا ۖ وَٱلْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ
O gün, hiç kimsenin başkası için hiçbir şeye sahip olamadığı gündür. O gün buyruk yalnız Allah'ındır.
Mutaffifîn
36 ayetوَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ
Eksik ölçüp tartanların vay haline!
ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكْتَالُوا۟ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ
Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.
وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ
Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.
أَلَا يَظُنُّ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ
Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
لِيَوْمٍ عَظِيمٍ
Büyük bir gün için.
يَوْمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rabblerinin huzurunda divan duracaklar.
كَلَّآ إِنَّ كِتَـٰبَ ٱلْفُجَّارِ لَفِى سِجِّينٍ
Hayır hayır, kötülerin yazısı muhakkak Siccin'dedir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سِجِّينٌ
Bildin mi sen, Siccin nedir?
كِتَـٰبٌ مَّرْقُومٌ
Yazılmış bir kitaptır o.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Vay haline yalanlayanların o gün!
ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Onlar ceza gününü yalanlayanlardır.
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
Onu ancak sınırı aşan ve günaha düşkün olanlar yalanlar.
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَـٰتُنَا قَالَ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, "eskilerin masalları" der.
كَلَّا ۖ بَلْ ۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.
كَلَّآ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ
Hayır hayır, doğrusu onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.
ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا۟ ٱلْجَحِيمِ
Sonra onlar muhakkak cehenneme girecekler.
ثُمَّ يُقَالُ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Sonra da onlara: "İşte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir" denilecek.
كَلَّآ إِنَّ كِتَـٰبَ ٱلْأَبْرَارِ لَفِى عِلِّيِّينَ
Hayır hayır, iyilerin yazısı muhakkak Illiyyîn'dedir.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ
Bildin mi sen, Illiyyîn nedir?
كِتَـٰبٌ مَّرْقُومٌ
Yazılmış bir kitaptır o.
يَشْهَدُهُ ٱلْمُقَرَّبُونَ
Allah'a yaklaştırılmış melekler ona tanık olurlar.
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ
Haberiniz olsun ki, iyiler nimet içindedir.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
Tahtlar üzerinde etrafa bakarlar.
تَعْرِفُ فِى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ ٱلنَّعِيمِ
Yüzlerinde nimet ve mutluluğun sevincini görürsün.
يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ
Onlara damgalı saf bir içki sunulur.
خِتَـٰمُهُۥ مِسْكٌ ۚ وَفِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ ٱلْمُتَنَـٰفِسُونَ
Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler.
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسْنِيمٍ
Karışımı Tesnim'dendir (En üstün cennet şarabındandır).
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا ٱلْمُقَرَّبُونَ
Allah'a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır o.
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ كَانُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَضْحَكُونَ
Doğrusu o suç işleyenler inananlara gülüyorlardı.
وَإِذَا مَرُّوا۟ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ
Onlara uğradıkları vakit birbirlerine göz kırpıyorlardı.
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمُ ٱنقَلَبُوا۟ فَكِهِينَ
Evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardı.
وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ
Müminleri gördükleri vakit; "işte bunlar sapıklar" diyorlardı.
وَمَآ أُرْسِلُوا۟ عَلَيْهِمْ حَـٰفِظِينَ
Oysa onlar müminler üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
فَٱلْيَوْمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنَ ٱلْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ
İşte bugün de inananlar kâfirlere gülecek.
عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
Koltuklar üzerinde etrafa bakacaklar.
هَلْ ثُوِّبَ ٱلْكُفَّارُ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ
Nasıl, kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı?
İnşikâk
25 ayetإِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنشَقَّتْ
Gök yarıldığı,
وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ
Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,
وَإِذَا ٱلْأَرْضُ مُدَّتْ
Yer uzatılıp düzlendiği,
وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ
İçinde ne varsa attığı ve tamamen boşaldığı
وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ
Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَـٰنُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَىٰ رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَـٰقِيهِ
Ey insan! Kuşkusuz sen Rabbine doğru çaba üstüne çaba sarfetmektesin, nihayet O'na varacaksın.
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ
O vakit kitabı sağ eline verilen,
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا
Kolay bir hesapla hesaba çekilecek,
وَيَنقَلِبُ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا
Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ وَرَآءَ ظَهْرِهِۦ
Ama kitabı arkasından verilen,
فَسَوْفَ يَدْعُوا۟ ثُبُورًا
"Yetiş ey ölüm!" diye bağıracak
وَيَصْلَىٰ سَعِيرًا
Ve alevli ateşe girecektir.
إِنَّهُۥ كَانَ فِىٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا
Çünkü o ailesi içinde sevinçli idi.
إِنَّهُۥ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ
Hiç Rabbine dönmeyeceğini sanmıştı.
بَلَىٰٓ إِنَّ رَبَّهُۥ كَانَ بِهِۦ بَصِيرًا
Hayır Rabbi onu görmekte idi.
فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلشَّفَقِ
Şimdi, yemin ederim o şafağa,
وَٱلَّيْلِ وَمَا وَسَقَ
Geceye ve içinde barındırdığı şeylere,
وَٱلْقَمَرِ إِذَا ٱتَّسَقَ
Derlendiği zaman o aya,
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ
Ki, siz elbette halden hale geçeceksiniz.
فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Böyleyken onlar neden acaba iman etmezler?
وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ ٱلْقُرْءَانُ لَا يَسْجُدُونَ ۩
Karşılarında Kur'ân okunduğu vakit secde etmezler?
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُكَذِّبُونَ
Aksine o nankörler yalanlıyorlar.
وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ
Oysa Allah içlerinde sakladıklarını biliyor.
فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Onun için onlara elem verici bir azabı müjdele.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۭ
Ancak iman edip iyi ameller işleyenler başkadır. Onlara tükenmez bir ecir vardır.
Burûc
22 ayetوَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْبُرُوجِ
Burçlar sahibi gökyüzüne,
وَٱلْيَوْمِ ٱلْمَوْعُودِ
Vaad olunan o güne,
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ
Şahitlik edene ve edilene andolsun ki,
قُتِلَ أَصْحَـٰبُ ٱلْأُخْدُودِ
Kahroldu o hendeğin sahipleri,
ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلْوَقُودِ
O çıralı ateşin,
إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ
Hani o ateşin başına oturmuşlar,
وَهُمْ عَلَىٰ مَا يَفْعَلُونَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ
Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
وَمَا نَقَمُوا۟ مِنْهُمْ إِلَّآ أَن يُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ
Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye lâyık olan Allah'a iman etmeleri idi.
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ
O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُوا۟ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا۟ فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ ٱلْحَرِيقِ
İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَهُمْ جَنَّـٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْكَبِيرُ
İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur.
إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ
Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttir.
إِنَّهُۥ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ
Yoktan o yaratır ve tekrar o diriltir.
وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلْوَدُودُ
Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir.
ذُو ٱلْعَرْشِ ٱلْمَجِيدُ
Arş'ın sahibidir, yücedir.
فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ
Dilediğini yapandır.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْجُنُودِ
O orduların kıssası sana geldi mi?
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ
Yani Firavun ve Semud'un?
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى تَكْذِيبٍ
Fakat o inkarcılar hâlâ bir yalanlama içinde.
وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطٌۢ
Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
بَلْ هُوَ قُرْءَانٌ مَّجِيدٌ
Hayır o şerefli bir Kur'ân'dır.
فِى لَوْحٍ مَّحْفُوظٍۭ
Levhi Mahfuz'dadır.
Târık
17 ayetوَٱلسَّمَآءِ وَٱلطَّارِقِ
Andolsun o göğe ve Târık'a,
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلطَّارِقُ
Târık nedir, bildin mi?
ٱلنَّجْمُ ٱلثَّاقِبُ
O, karanlığı delen yıldızdır.
إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ
Hiçbir nefis yoktur ki başında bir denetleyici bulunmasın.
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ مِمَّ خُلِقَ
Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın.
خُلِقَ مِن مَّآءٍ دَافِقٍ
Atılan bir sudan yaratıldı.
يَخْرُجُ مِنۢ بَيْنِ ٱلصُّلْبِ وَٱلتَّرَآئِبِ
O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.
إِنَّهُۥ عَلَىٰ رَجْعِهِۦ لَقَادِرٌ
Elbette Allah'ın onu döndürmeye gücü yeter.
يَوْمَ تُبْلَى ٱلسَّرَآئِرُ
O gün bütün sırlar yoklanıp, meydana çıkarılır.
فَمَا لَهُۥ مِن قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ
İnsanın o gün ne bir gücü vardır, ne de bir yardımcısı.
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلرَّجْعِ
Andolsun o dönüşlü göğe,
وَٱلْأَرْضِ ذَاتِ ٱلصَّدْعِ
O yarılıp çatlayan yere,
إِنَّهُۥ لَقَوْلٌ فَصْلٌ
Kuşkusuz Kur'ân, ayırıcı bir sözdür.
وَمَا هُوَ بِٱلْهَزْلِ
O asla bir şaka değildir.
إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا
Haberin olsun ki, kâfirler hep hile kuruyorlar.
وَأَكِيدُ كَيْدًا
Ben de hilelerine karşılık veririm.
فَمَهِّلِ ٱلْكَـٰفِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًۢا
Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı.
A'lâ
19 ayetسَبِّحِ ٱسْمَ رَبِّكَ ٱلْأَعْلَى
Rabbinin yüce adını tesbih et.
ٱلَّذِى خَلَقَ فَسَوَّىٰ
Yaratıp düzene koyan O'dur.
وَٱلَّذِى قَدَّرَ فَهَدَىٰ
Takdir edip hidayeti gösteren O'dur.
وَٱلَّذِىٓ أَخْرَجَ ٱلْمَرْعَىٰ
Otlağı çıkaran,
فَجَعَلَهُۥ غُثَآءً أَحْوَىٰ
Sonra da onu karamsı bir sel köpüğü haline getiren O'dur.
سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنسَىٰٓ
Bundan böyle sana Kur'ân'ı okutacağız da unutmayacaksın.
إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلْجَهْرَ وَمَا يَخْفَىٰ
Yalnız Allah'ın dilediği başkadır. Çünkü o açığı da bilir, gizliyi de.
وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَىٰ
Seni en kolay yola muvaffak kılacağız.
فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ ٱلذِّكْرَىٰ
Onun için öğüt ver, eğer öğüt fayda verirse.
سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَىٰ
Saygısı olan öğüt alacaktır.
وَيَتَجَنَّبُهَا ٱلْأَشْقَى
Pek bedbaht olan da ondan kaçınacaktır.
ٱلَّذِى يَصْلَى ٱلنَّارَ ٱلْكُبْرَىٰ
O ki, en büyük ateşe girecektir.
ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ
Sonra ne ölecek onda, ne de hayat bulacaktır.
قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّىٰ
Doğrusu felah buldu (günahtan) temizlenen.
وَذَكَرَ ٱسْمَ رَبِّهِۦ فَصَلَّىٰ
Rabbinin adını anıp namaz kılan.
بَلْ تُؤْثِرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ
Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
إِنَّ هَـٰذَا لَفِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ
Kuşkusuz bu ilk sahifelerde vardır,
صُحُفِ إِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ
İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde.
Gâşiye
26 ayetهَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْغَـٰشِيَةِ
O her şeyi kuşatacak olan Kıyamet'in haberi sana geldi mi?
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَـٰشِعَةٌ
Yüzler var ki, o gün eğilmiş, zillete düşmüştür.
عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ
Çalışmış, yorulmuştur.
تَصْلَىٰ نَارًا حَامِيَةً
Kızışmış bir ateşe girer.
تُسْقَىٰ مِنْ عَيْنٍ ءَانِيَةٍ
Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir.
لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍ
Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.
لَّا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِى مِن جُوعٍ
O da ne besler, ne de açlığı giderir.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاعِمَةٌ
Yüzler de var ki, o gün nimetle mutludur.
لِّسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ
Yaptığından hoşnuttur.
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
Yüksek bir cennettedir.
لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَـٰغِيَةً
Orada boş bir söz işitmez.
فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ
Orada akan bir kaynak,
فِيهَا سُرُرٌ مَّرْفُوعَةٌ
Yükseltilmiş divanlar,
وَأَكْوَابٌ مَّوْضُوعَةٌ
Konulmuş kadehler,
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ
Dizilmiş koltuklar, yastıklar,
وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌ
Serilmiş halılar vardır.
أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ
Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış?
وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ
Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?
وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ
Bakmıyorlar mı dağlara, nasıl dikilmiş?
وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ
Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?
فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌ
Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün.
لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ
Onların üzerinde bir zorba değilsin.
إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ
Ancak kim yüz çevirir ve kâfir olursa,
فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ
Allah ona en büyük azap ile azap edecek.
إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ
Kuşkusuz onlar döne dolaşa bize gelecekler.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم
Sonra da bize hesap verecekler.
Fecr
30 ayetوَٱلْفَجْرِ
Andolsun fecre.
وَلَيَالٍ عَشْرٍ
On geceye (Zilhicce ayının ilk on gecesine).
وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ
Çifte ve teke.
وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ
Gitmekte olan geceye.
هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌ لِّذِى حِجْرٍ
Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ
Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine?
إِرَمَ ذَاتِ ٱلْعِمَادِ
Sütunlar sahibi İrem'e?
ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَـٰدِ
Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.
وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ
Vâdide kayaları yontan Semud kavmine?
وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ
Kazıklar sahibi (güçlü, kuvvetli) Firavun'a?
ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ
Bunlar ülkelerde azmışlardı.
فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ
Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ
Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.
إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ
Kuşkusuz Rabbin her an gözetlemededir.
فَأَمَّا ٱلْإِنسَـٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ
Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, "Rabbim bana ikram etti." der.
وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَـٰنَنِ
Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, "Rabbim beni zillete düşürdü." der.
كَلَّا ۖ بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ
Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
وَلَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.
وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا
Oysa mirası öyle bir yiyorsunuz ki, haramhelal gözetmeden.
وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّا جَمًّا
Malı öyle bir seviyorsunuz ki, yığmacasına.
كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا
Hayır hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman,
وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا
Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman,
وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ ۚ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ
Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var?
يَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى
"Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim." der.
فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌ
Artık o gün Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌ
Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.
يَـٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ
Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!
ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.
فَٱدْخُلِى فِى عِبَـٰدِى
Kullarımın arasına gir.
وَٱدْخُلِى جَنَّتِى
Cennetime gir.
Beled
20 ayetلَآ أُقْسِمُ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ
Andolsun bu beldeye
وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ
Ki sen bu beldede oturmaktasın.
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ
Ve and olsun baba ve çocuğuna.
لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ فِى كَبَدٍ
Biz insanı gerçekten bir sıkıntı içinde yarattık.
أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ
İnsan, kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor?
يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا
Ben, yığın yığın mal yok ettim diyor.
أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ
Kendisini bir gören olmadı mı sanıyor?
أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ
Biz ona iki göz vermedik mi?
وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ
Bir dil ve iki dudak?
وَهَدَيْنَـٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ
Ona iki yolu gösterdik.
فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ
Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ
Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?
فَكُّ رَقَبَةٍ
Köle azat etmek,
أَوْ إِطْعَـٰمٌ فِى يَوْمٍ ذِى مَسْغَبَةٍ
Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir,
يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ
Yakınlığı olan bir yetime,
أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ
Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ
Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.
أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
İşte bunlar, amel defterleri sağlarından verilenlerdir.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا هُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
Âyetlerimizi tanımayanlar ise, onlardır işte amel defterleri sollarından verilenler.
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌۢ
Onların üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacaktır.
Şems
15 ayetوَٱلشَّمْسِ وَضُحَىٰهَا
Güneş'e ve onun parıltısına,
وَٱلْقَمَرِ إِذَا تَلَىٰهَا
Güneş'in ardından gelen Ay'a,
وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا
Güneş'i açıp ortaya çıkaran gündüze,
وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰهَا
Onu örten geceye,
وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا
Göğe ve onu bina edene,
وَٱلْأَرْضِ وَمَا طَحَىٰهَا
Yere ve onu döşeyene,
وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّىٰهَا
Nefse ve onu biçimlendirene,
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَىٰهَا
Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّىٰهَا
Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا
Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَىٰهَآ
Semud, azgınlığıyla Hakk'ı yalanladı,
إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشْقَىٰهَا
En azgınları ileri atılınca,
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقْيَـٰهَا
Allah'ın Rasulü (Salih peygamber) onlara: "Allah'ın devesini ve onun su nöbetini gözetin." demişti.
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمْ فَسَوَّىٰهَا
Fakat onlar peygamberi yalanlayıp deveyi kestiler. Rableri de günahlarını başlarına geçiriverdi de orayı dümdüz etti.
وَلَا يَخَافُ عُقْبَـٰهَا
Öyle ya, Allah bu işin sonundan korkacak değil ya.
Leyl
21 ayetوَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰ
Örttüğü zaman geceye,
وَٱلنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّىٰ
Açıldığı zaman gündüze,
وَمَا خَلَقَ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ
Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun ki,
إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّىٰ
Gerçekten sizin işiniz başka başkadır.
فَأَمَّا مَنْ أَعْطَىٰ وَٱتَّقَىٰ
Bundan böyle her kim malını hayır için verir ve korunursa,
وَصَدَّقَ بِٱلْحُسْنَىٰ
Ve en güzel olanı doğrularsa,
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْيُسْرَىٰ
Biz onu en kolay yola muvaffak kılacağız.
وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسْتَغْنَىٰ
Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür.
وَكَذَّبَ بِٱلْحُسْنَىٰ
Ve en güzeli de yalanlarsa,
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْعُسْرَىٰ
Onu da en zor yola hazırlarız.
وَمَا يُغْنِى عَنْهُ مَالُهُۥٓ إِذَا تَرَدَّىٰٓ
Çukura yuvarlandığı zaman malı onu kurtaramayacak.
إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَىٰ
Doğru yolu göstermek muhakkak bize aittir.
وَإِنَّ لَنَا لَلْـَٔاخِرَةَ وَٱلْأُولَىٰ
Kuşkusuz ahiret de dünya da bizimdir.
فَأَنذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظَّىٰ
Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ateşe karşı uyardım.
لَا يَصْلَىٰهَآ إِلَّا ٱلْأَشْقَى
Ona ancak en azgın olan girer.
ٱلَّذِى كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
Öyle azgın ki, yalanlamış ve sırtını dönmüştür.
وَسَيُجَنَّبُهَا ٱلْأَتْقَى
En çok korunan ise ondan uzaklaştırılacaktır.
ٱلَّذِى يُؤْتِى مَالَهُۥ يَتَزَكَّىٰ
O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir.
وَمَا لِأَحَدٍ عِندَهُۥ مِن نِّعْمَةٍ تُجْزَىٰٓ
Onun yanında, başka bir kimse için karşılığı verilecek hiçbir nimet yoktur.
إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ رَبِّهِ ٱلْأَعْلَىٰ
O ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir.
وَلَسَوْفَ يَرْضَىٰ
Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır.
Duhâ
11 ayetوَٱلضُّحَىٰ
Andolsun kuşluk vaktine.
وَٱلَّيْلِ إِذَا سَجَىٰ
Ve sakinleştiği zaman geceye ki,
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ
Rabbin seni bırakmadı ve darılmadı.
وَلَلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لَّكَ مِنَ ٱلْأُولَىٰ
Ahiret senin için dünyadan iyi olacaktır.
وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَىٰٓ
Rabbın sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.
أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَـَٔاوَىٰ
O seni yetim bulup da barındırmadı mı?
وَوَجَدَكَ ضَآلًّا فَهَدَىٰ
Seni yol bilmez bulup yola iletmedi mi?
وَوَجَدَكَ عَآئِلًا فَأَغْنَىٰ
Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?
فَأَمَّا ٱلْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ
Öyleyse sakın yetimi ezme.
وَأَمَّا ٱلسَّآئِلَ فَلَا تَنْهَرْ
Dilenciyi de azarlama.
وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ
Fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat.
İnşirâh
8 ayetأَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
Biz senin için (mutluluğun) göğsünü açmadık mı?
وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ
Senden yükünü indirmedik mi?
ٱلَّذِىٓ أَنقَضَ ظَهْرَكَ
O senin sırtını ezen yükü.
وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
Senin şanını yüceltmedik mi?
فَإِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا
Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
إِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا
Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
فَإِذَا فَرَغْتَ فَٱنصَبْ
O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.
وَإِلَىٰ رَبِّكَ فَٱرْغَب
Ancak Rabbine yönel.
Tîn
8 ayetوَٱلتِّينِ وَٱلزَّيْتُونِ
Tîn'e ve Zeytun'a,
وَطُورِ سِينِينَ
Sina dağına
وَهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ ٱلْأَمِينِ
Ve bu güvenli beldeye andolsun ki,
لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ فِىٓ أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
ثُمَّ رَدَدْنَـٰهُ أَسْفَلَ سَـٰفِلِينَ
Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِٱلدِّينِ
O halde sana dini ne yalanlatır?
أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَحْكَمِ ٱلْحَـٰكِمِينَ
Allah, hakimlerin hakimi değil mi?
Alak
19 ayetٱقْرَأْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلَّذِى خَلَقَ
Yaratan Rabbinin adıyla oku!
خَلَقَ ٱلْإِنسَـٰنَ مِنْ عَلَقٍ
O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.
ٱقْرَأْ وَرَبُّكَ ٱلْأَكْرَمُ
Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.
ٱلَّذِى عَلَّمَ بِٱلْقَلَمِ
O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.
عَلَّمَ ٱلْإِنسَـٰنَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
İnsana bilmediği şeyleri öğretti.
كَلَّآ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَيَطْغَىٰٓ
Hayır! Doğrusu (kâfir) insan azgınlık eder.
أَن رَّءَاهُ ٱسْتَغْنَىٰٓ
Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.
إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلرُّجْعَىٰٓ
Muhakkak ki dönüş mutlaka Rabbinedir.
أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يَنْهَىٰ
Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?
عَبْدًا إِذَا صَلَّىٰٓ
Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?
أَرَءَيْتَ إِن كَانَ عَلَى ٱلْهُدَىٰٓ
Gördün mü (ne dersin?), ya o (kul) doğru yolda olur,
أَوْ أَمَرَ بِٱلتَّقْوَىٰٓ
Veya kötülüklerden sakınmayı emrederse?
أَرَءَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰٓ
Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar, yüzçevirirse,
أَلَمْ يَعْلَم بِأَنَّ ٱللَّهَ يَرَىٰ
O adam, Allah'ın kendini gördüğünü hiç bilmiyor mu?
كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًۢا بِٱلنَّاصِيَةِ
Hayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz.
نَاصِيَةٍ كَـٰذِبَةٍ خَاطِئَةٍ
Hayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz.
فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۥ
O zaman o taraftarlarını yardıma çağırsın.
سَنَدْعُ ٱلزَّبَانِيَةَ
Biz de Zebanileri çağıracağız.
كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَٱسْجُدْ وَٱقْتَرِب ۩
Sakın onu dinleme de (Rabbine) secde et ve yaklaş.
Kadir
5 ayetإِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةِ ٱلْقَدْرِ
Biz o (Kur'ân)nu Kadir gecesinde indirdik.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ
Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?
لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ
Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
تَنَزَّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ
Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.
سَلَـٰمٌ هِىَ حَتَّىٰ مَطْلَعِ ٱلْفَجْرِ
O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.
Beyyine
8 ayetلَمْ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ
Kitap ehlinden ve müşriklerden (Hakk'ı) tanımayanlar, kendilerine açık delil gelinceye kadar inkârlarından ayrılacak değillerdi.
رَسُولٌ مِّنَ ٱللَّهِ يَتْلُوا۟ صُحُفًا مُّطَهَّرَةً
(Bu delil), tertemiz sayfaları okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir.
فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ
O sayfalarda, en doğru hükümler vardır.
وَمَا تَفَرَّقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ
Kitap ehli, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
وَمَآ أُمِرُوٓا۟ إِلَّا لِيَعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ ۚ وَذَٰلِكَ دِينُ ٱلْقَيِّمَةِ
Halbuki onlar, dini sadece Allah'a tahsis ederek, Allah'ı birleyerek, ancak Allah'a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ فِى نَارِ جَهَنَّمَ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ ٱلْبَرِيَّةِ
Kâfirler, gerek kitap ehlinden olsun gerek puta tapanlardan olsun muhakkak, cehennem ateşindedirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlar, insanların en şerlileridir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ ٱلْبَرِيَّةِ
İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır.
جَزَآؤُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۖ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ۚ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ رَبَّهُۥ
Rableri katında onların mükâfatı, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat, Rabbine saygı gösterene mahsustur.
Zilzâl
8 ayetإِذَا زُلْزِلَتِ ٱلْأَرْضُ زِلْزَالَهَا
Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,
وَأَخْرَجَتِ ٱلْأَرْضُ أَثْقَالَهَا
Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı,
وَقَالَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا لَهَا
Ve insan: "Ona ne oluyor?" dediği zaman.
يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا
O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatacaktır.
بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَىٰ لَهَا
O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatacaktır.
يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ ٱلنَّاسُ أَشْتَاتًا لِّيُرَوْا۟ أَعْمَـٰلَهُمْ
O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır.
فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُۥ
Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir.
وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُۥ
Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.
Âdiyât
11 ayetوَٱلْعَـٰدِيَـٰتِ ضَبْحًا
O harıl harıl (savaşa) koşanlara,
فَٱلْمُورِيَـٰتِ قَدْحًا
(Tırnaklarıyla yerden) ateş çıkaranlara,
فَٱلْمُغِيرَٰتِ صُبْحًا
Sabahleyin akın edenlere,
فَأَثَرْنَ بِهِۦ نَقْعًا
Tozu dumana karıştıranlara,
فَوَسَطْنَ بِهِۦ جَمْعًا
Derken bir topluluğun ortasına dalanlara yemin ederim ki,
إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لِرَبِّهِۦ لَكَنُودٌ
Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.
وَإِنَّهُۥ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٌ
Ve kendisi de buna şahittir.
وَإِنَّهُۥ لِحُبِّ ٱلْخَيْرِ لَشَدِيدٌ
Gerçekten o dünya malını çok sevdiği için katıdır.
۞ أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِى ٱلْقُبُورِ
Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak.
وَحُصِّلَ مَا فِى ٱلصُّدُورِ
Ve sinelerin içindekiler derlenecek.
إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌۢ
O gün Rableri onların bütün yaptıklarından haberdardır
Kâria
11 ayetٱلْقَارِعَةُ
Kâria! (Çarpacak kıyamet) Nedir o kâria? Kârianın ne olduğunu sen bilir misin?
مَا ٱلْقَارِعَةُ
Kâria! (Çarpacak kıyamet) Nedir o kâria? Kârianın ne olduğunu sen bilir misin?
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْقَارِعَةُ
Kâria! (Çarpacak kıyamet) Nedir o kâria? Kârianın ne olduğunu sen bilir misin?
يَوْمَ يَكُونُ ٱلنَّاسُ كَٱلْفَرَاشِ ٱلْمَبْثُوثِ
O gün insanlar yayılmış pervaneler gibi olurlar.
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ٱلْمَنفُوشِ
Dağlar atılmış renkli yünler gibi olur.
فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ
O gün kimin tartıları ağır basarsa o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir.
فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
O gün kimin tartıları ağır basarsa o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir.
وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ
Kimin tartıları hafif gelirse, onun anası da (varacağı yer, sığınacağı durağı) hâviye (uçurum)dır.
فَأُمُّهُۥ هَاوِيَةٌ
Kimin tartıları hafif gelirse, onun anası da (varacağı yer, sığınacağı durağı) hâviye (uçurum)dır.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا هِيَهْ
O uçurumun ne olduğunu sen nereden bileceksin?
نَارٌ حَامِيَةٌۢ
O, kızgın bir ateştir.
Tekâsür
8 ayetأَلْهَىٰكُمُ ٱلتَّكَاثُرُ
Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.
حَتَّىٰ زُرْتُمُ ٱلْمَقَابِرَ
Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.
كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ
Hayır! Yakında bileceksiniz.
ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ
Yine hayır! Yakında bileceksiniz (hatanızı).
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ ٱلْيَقِينِ
Hayır! Eğer kesin bilgi ile bilseniz, elbette cehennemi görürsünüz.
لَتَرَوُنَّ ٱلْجَحِيمَ
Hayır! Eğer kesin bilgi ile bilseniz, elbette cehennemi görürsünüz.
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ ٱلْيَقِينِ
Sonra, yemin olsun ki, cehennemi yakin gözüyle göreceksiniz.
ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ ٱلنَّعِيمِ
Sonra, yemin olsun ki, o gün (size verilen) her nimetten sorulacaksınız
Asr
3 ayetوَٱلْعَصْرِ
Asra yemin olsun ki,
إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَفِى خُسْرٍ
İnsan mutlaka ziyandadır.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْحَقِّ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ
Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır
Hümeze
9 ayetوَيْلٌ لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ
Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline!
ٱلَّذِى جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُۥ
Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline!
يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُۥٓ أَخْلَدَهُۥ
Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanır.
كَلَّا ۖ لَيُنۢبَذَنَّ فِى ٱلْحُطَمَةِ
Hayır, andolsun ki, o hutame (cehennem)ye atılacaktır.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحُطَمَةُ
Hutame'nin ne olduğunu bilir misin?
نَارُ ٱللَّهِ ٱلْمُوقَدَةُ
O, kalplerin içine işleyecek, Allah'ın tutuşturulmuş bir ateşidir.
ٱلَّتِى تَطَّلِعُ عَلَى ٱلْأَفْـِٔدَةِ
O, kalplerin içine işleyecek, Allah'ın tutuşturulmuş bir ateşidir.
إِنَّهَا عَلَيْهِم مُّؤْصَدَةٌ
Cehennemlikler, dikilmiş direklere bağlı oldukları halde, o ateşin kapıları üzerlerine kapatılacaktır.
فِى عَمَدٍ مُّمَدَّدَةٍۭ
Cehennemlikler, dikilmiş direklere bağlı oldukları halde, o ateşin kapıları üzerlerine kapatılacaktır.
Fîl
5 ayetأَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَـٰبِ ٱلْفِيلِ
Görmedin mi Rabb'in fil sahiplerine ne yaptı?
أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِى تَضْلِيلٍ
Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ
Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi.
تَرْمِيهِم بِحِجَارَةٍ مِّن سِجِّيلٍ
Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı.
فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَّأْكُولٍۭ
Ve onları, yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.
Kureyş
4 ayetلِإِيلَـٰفِ قُرَيْشٍ
Kureyş'in ilâfı (güven ve barış andlaşmalarından faydalanmalarını sağlamak) için.
إِۦلَـٰفِهِمْ رِحْلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيْفِ
Kış ve yaz seferlerinde (faydalandıkları andlaşmaların) kadrini bilmiş olmaları için.
فَلْيَعْبُدُوا۟ رَبَّ هَـٰذَا ٱلْبَيْتِ
Bu Beyt (Kâbe)nin Rabbine kulluk etsinler.
ٱلَّذِىٓ أَطْعَمَهُم مِّن جُوعٍ وَءَامَنَهُم مِّنْ خَوْفٍۭ
O, kendilerini açlıktan kurtararak beslemiştir ve her tehlikeye karşı onlara emniyet vermiştir.
Mâûn
7 ayetأَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ
Dini yalanlayanı gördün mü?
فَذَٰلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلْيَتِيمَ
İşte o, öksüzü iter, kakar.
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
Yoksulu doyurmaya önayak olmaz.
فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ
Vay haline o namaz kılanların ki,
ٱلَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ
Kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler.
ٱلَّذِينَ هُمْ يُرَآءُونَ
Gösteriş yaparlar onlar,
وَيَمْنَعُونَ ٱلْمَاعُونَ
Ve yardımlığı sakınırlar (zekatı vermezler).
Kâfirûn
6 ayetقُلْ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْكَـٰفِرُونَ
De ki: Ey kâfirler
لَآ أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ
Sizin taptıklarınıza ben tapmam.
وَلَآ أَنتُمْ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ
Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz.
وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ
Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim.
وَلَآ أَنتُمْ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ
Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.
لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِىَ دِينِ
Sizin dininiz size, benim dinim banadır.
Nasr
3 ayetإِذَا جَآءَ نَصْرُ ٱللَّهِ وَٱلْفَتْحُ
Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde,
وَرَأَيْتَ ٱلنَّاسَ يَدْخُلُونَ فِى دِينِ ٱللَّهِ أَفْوَاجًا
Ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğünde,
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَٱسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابًۢا
Rabbini öğerek tesbih et, O'ndan bağışlanmanı dile, çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.
Tebbet
5 ayetتَبَّتْ يَدَآ أَبِى لَهَبٍ وَتَبَّ
Ebu Leheb'in elleri kurusun (yok olsun o), zaten yok oldu ya.
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُ مَالُهُۥ وَمَا كَسَبَ
Ne malı ne de kazandığı onu kurtaramadı.
سَيَصْلَىٰ نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ
(O), alevli bir ateşe girecektir.
وَٱمْرَأَتُهُۥ حَمَّالَةَ ٱلْحَطَبِ
Karısı da odun hamalı olarak (onunla beraber girecektir).
فِى جِيدِهَا حَبْلٌ مِّن مَّسَدٍۭ
Boynunda da hurma lifinden bir ip olacaktır.
Felak
5 ayetقُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ
De ki: "Ben, ağaran sabahın Rabbine sığınırım,
مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ
Yarattığı şeylerin şerrinden,
وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ
Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّـٰثَـٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ
Ve düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden,
وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden.
Nâs
6 ayetقُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ
De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,
مَلِكِ النَّاسِ
İnsanların hükümdârına,
إِلَـٰهِ ٱلنَّاسِ
İnsanların ilâhına,
مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ
O sinsi vesvesecinin şerrinden.
ٱلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ
O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.
مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ
Gerek cinlerden, gerek insanlardan.
واللهُ أعلمُ بالصَّواب