80. Abese

42 Ayet · 1 analyzed · ← → keyboard nav

عبس Abasa · 42 Ayet · Mekkî · Nüzul sırası: 24
Öne çıkan boyutlar: Fiil 90%Zâhirî 90%İnfial 80%Ahlâkî 30%İzâfe 30%
İ 0.00 ▼
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
▼
أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ
Kendisine âmâ geldi, diye.
▼
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
Ne bilirsin, belki o temizlenecek?
▼
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ
Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
▼
أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ
Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,
▼
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
Sen ona yöneliyorsun.
▼
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
Onun temizlenmemesinden sana ne?
▼
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ
Ama sana can atarak gelen,
▼
وَهُوَ يَخْشَىٰ
Allah'tan korkarak gelmişken,
▼
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
Sen onunla ilgilenmiyorsun.
▼
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ
Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.
▼
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Artık dileyen onu düşünür.
▼
فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ
O, değerli sahifelerdedir.
▼
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ
Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.
▼
بِأَيْدِى سَفَرَةٍ
Yazıcıların ellerindedir,
▼
كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ
Değerli, iyi yazıcıların.
▼
قُتِلَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ
O kahrolası insan, ne nankör şey.
▼
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ
O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
▼
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
▼
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.
▼
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ
Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
▼
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
▼
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ
Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,
▼
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
Bir de o insan yiyeceğine baksın.
▼
أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا
Biz o suyu bol bol döktük.
▼
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا
Sonra toprağı nasıl da yardık.
▼
فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا
Bu suretle orada ekinler bitirdik.
▼
وَعِنَبًا وَقَضْبًا
Üzümler, yoncalar,
▼
وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا
Zeytinlikler, hurmalıklar,
▼
وَحَدَآئِقَ غُلْبًا
İri ve sık ağaçlı bahçeler,
▼
وَفَـٰكِهَةً وَأَبًّا
Meyveler, çayırlar bitirdik.
▼
مَّتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.
▼
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
▼
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
O gün kişi kaçar, kardeşinden...
▼
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
Anasından, babasından..
▼
وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
Eşinden ve oğullarından.
▼
لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ
Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
▼
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ
Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
▼
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ
Güler, sevinir.
▼
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ
Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,
▼
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
Onları karanlık bürümüş,
▼
أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ
İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.