70. Meâric

44 Ayet · 1 analyzed · ← → keyboard nav

المعارج Al-Ma'arij · 44 Ayet · Mekkî · Nüzul sırası: 79
Öne çıkan boyutlar: Fiil 80%Uyarı 80%Dua 80%Remzî 80%Ahlâkî 30%
İ 0.40 ▼
سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ
Bir isteyen, olacak azabı istedi.
▼
لِّلْكَـٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ
Kâfirler için onu savacak yok.
▼
مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ
O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.
▼
تَعْرُجُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.
▼
فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا
O halde güzel bir sabır ile sabret.
▼
إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا
Çünkü onlar onu uzak görürler.
▼
وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا
Biz ise onu yakın görüyoruz.
▼
يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ
O gün gök erimiş bir maden gibi olur.
▼
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.
▼
وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا
Dost dostun halini soramaz.
▼
يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ
Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,
▼
وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
Eşini ve kardeşini,
▼
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ
Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
▼
وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ
Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.
▼
كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
Hayır, o alevlenen bir ateştir.
▼
نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ
Derileri kavurur, soyar.
▼
تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
Çağırır, sırtını dönüp gideni,
▼
وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ
Mal toplayıp kasada yığanı,
▼
۞ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.
▼
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا
Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.
▼
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا
Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.
▼
إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ
Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.
▼
ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.
▼
وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ
Onların mallarında belli bir hak vardır,
▼
لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.
▼
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.
▼
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
Rablerinin azabından korkarlar.
▼
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ
Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.
▼
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ
Onlar ki ırzlarını korurlar.
▼
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.
▼
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.
▼
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.
▼
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ
Şahitliklerinde dürüsttürler.
▼
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Namazlarına devam ederler.
▼
أُو۟لَـٰٓئِكَ فِى جَنَّـٰتٍ مُّكْرَمُونَ
İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.
▼
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
Şimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar:
▼
عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
Sağdan ve soldan bölük bölük.
▼
أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ
Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
▼
كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
Hayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık.
▼
فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَـٰرِقِ وَٱلْمَغَـٰرِبِ إِنَّا لَقَـٰدِرُونَ
Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.
▼
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.
▼
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.
▼
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ
O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.
▼
خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.