77. Mürselât

50 Ayet · 1 analyzed · ← → keyboard nav

المرسلات Al-Mursalat · 50 Ayet · Mekkî · Nüzul sırası: 33
Öne çıkan boyutlar: Hayretler 80%Fiil 80%Zâhirî 80%Remzî 80%Lafzî 40%
İ 0.20 ▼
وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ عُرْفًا
Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
▼
فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ عَصْفًا
Büküp devirenlere,
▼
وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ نَشْرًا
Yaydıkça yayanlara,
▼
فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ فَرْقًا
Seçip ayıranlara,
▼
فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ذِكْرًا
Bir öğüt bırakanlara,
▼
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,
▼
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ
Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır.
▼
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ
Hani o yıldızlar silindiği zaman,
▼
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ
Gök yarıldığı zaman,
▼
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ
Dağlar savrulduğu zaman,
▼
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ
Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,
▼
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
Bunlar hangi güne ertelendiler?
▼
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ
Hüküm gününe..
▼
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ
Bildin mi, nedir o hüküm günü?
▼
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalanlayanların vay haline!
▼
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ
Biz, öncekileri helak etmedik mi?
▼
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ
Sonra geridekileri de onlara katarız.
▼
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
Biz suçlulara böyle yaparız.
▼
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalanlayanların vah haline!
▼
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ
Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
▼
فَجَعَلْنَـٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ
Onu sağlam bir yerde oturttuk.
▼
إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ
Belli bir süreye kadar.
▼
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَـٰدِرُونَ
Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.
▼
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalanlayanların vay haline!
▼
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا
Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
▼
أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا
Gerek diriler, gerekse ölüler için.
▼
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَـٰمِخَـٰتٍ وَأَسْقَيْنَـٰكُم مَّآءً فُرَاتًا
Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?
▼
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalanlayanların vay haline!
▼
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
(Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru."
▼
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَـٰثِ شُعَبٍ
"Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)."
▼
لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ
O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
▼
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ
O, saray gibi kıvılcımlar atar.
▼
كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتٌ صُفْرٌ
Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir).
▼
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalanlayanların vay haline!
▼
هَـٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
Bugün, konuşamıyacakları gündür.
▼
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler.
▼
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalanlayanların vay haline!
▼
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَـٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ
Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
▼
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
Bir hileniz varsa beni atlatın.
▼
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalanlayanların vay haline!
▼
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَـٰلٍ وَعُيُونٍ
Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.
▼
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.
▼
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir).
▼
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
İşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız.
▼
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalanlayanların vay haline!
▼
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız.
▼
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalanlayanların vay haline!
▼
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ
Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman etmezler.
▼
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Vay haline o gün yalanlayanların!
▼
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
Artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?