68. Kalem

52 Ayet · 1 analyzed · ← → keyboard nav

القلم Al-Qalam · 52 Ayet · Mekkî · Nüzul sırası: 2
Öne çıkan boyutlar: Zâhirî 90%Milk 90%Hattî 90%Hayretler 80%Fiil 80%
İ 0.20 ▼
نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun.
▼
مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.
▼
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.
▼
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ
Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
▼
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
Sen de göreceksin, onlar da görecek.
▼
بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
Hanginizde imiş o fitne ve cinnet.
▼
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.
▼
فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
O halde, yalanlayıcılara itaat etme.
▼
وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
▼
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
▼
هَمَّازٍ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍ
Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,
▼
مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,
▼
عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,
▼
أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).
▼
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَـٰتُنَا قَالَ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der.
▼
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.
▼
إِنَّا بَلَوْنَـٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَـٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
▼
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).
▼
فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,
▼
فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
Bahçe simsiyah kesiliverdi.
▼
فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:
▼
أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰرِمِينَ
"Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
▼
فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَـٰفَتُونَ
Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.
▼
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
"Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.
▼
وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَـٰدِرِينَ
(Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.
▼
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler.
▼
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
"Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).
▼
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"
▼
قَالُوا۟ سُبْحَـٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ
"Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).
▼
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَـٰوَمُونَ
Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.
▼
قَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَـٰغِينَ
Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.
▼
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.
▼
كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.
▼
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.
▼
أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?
▼
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
▼
أَمْ لَكُمْ كِتَـٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ
Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?
▼
إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı?
▼
أَمْ لَكُمْ أَيْمَـٰنٌ عَلَيْنَا بَـٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
▼
سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?
▼
أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَـٰدِقِينَ
Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler.
▼
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.
▼
خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَـٰلِمُونَ
Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
▼
فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.
▼
وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.
▼
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
▼
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
▼
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ
Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
▼
لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ
Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
▼
فَٱجْتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.
▼
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَـٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ
O kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar.
▼
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ
Halbuki o âlemler için bir öğüttür.