📖 Keşif: Vâkıa Suresi — 75 Keşif
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
Olacak vak'a olduğu zaman
Benzersiz — Ba\ (1)
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ
O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
Benzersiz — Hafıd (3)
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا
Yer şiddetle sarsıldığı
Benzersiz — Yer (4)
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا
Dağlar serpildikçe serpildiği
فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا
Dağılıp toz duman haline geldiği
Dönüm Noktası — Vâkıa 5→6
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَـٰثَةً
Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
فَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ
Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
İşte o yaklaştırılanlar,
فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Nimet cennetlerindedirler.
Benzersiz — Nimet (12)
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
Çoğu önceki ümmetlerden,
وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
Birazı da sonrakilerden.
Dönüm Noktası — Vâkıa 13→14
عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ
(Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
Dönüm Noktası — Vâkıa 14→15
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَـٰبِلِينَ
Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.
Benzersiz — Sevinç (16)
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ
Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.
بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ
Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Yoğunluk — Vâkıa 18-20
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Yoğunluk — Vâkıa 19-21
وَفَـٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
Beğendikleri meyvalar,
Yoğunluk — Vâkıa 20-22
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
Canlarının çektiği kuş etleri,
Dönüm Noktası — Vâkıa 20→21
وَحُورٌ عِينٌ
İri gözlü hûriler,
Dönüm Noktası — Vâkıa 21→22
كَأَمْثَـٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
Saklı inciler gibi,
Dönüş — Takdir (23)
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Yaptıklarına karşılık olarak verilir.
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا
Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
إِلَّا قِيلًا سَلَـٰمًا سَلَـٰمًا
Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.
Benzersiz — Emanet (26)
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ
Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
Dönüş — Rıza (27)
فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ
Dalbastı kirazlar,
وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ
Meyva dizili muzlar,
Yoğunluk — Vâkıa 29-31
وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ
Uzamış gölgeler,
Yoğunluk — Vâkıa 30-32
وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ
Fışkıran sular.
Dönüş — Rahman (31)
وَفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ
Pek çok meyva arasında,
Yoğunluk — Vâkıa 32-34
لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ
Tükenmeyen ve yasaklanmayan
Benzersiz — Helal (33)
وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ
Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
إِنَّآ أَنشَأْنَـٰهُنَّ إِنشَآءً
Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).
فَجَعَلْنَـٰهُنَّ أَبْكَارًا
Onları bâkireler yaptık.
عُرُبًا أَتْرَابًا
Hep yaşıt sevgililer,
لِّأَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
Sağın adamları içindir.
Dönüş — Rıza (38)
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
Bir çoğu öncekilerdendir.
Dönüş — Ahir (39)
وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
Bir çoğu da sonrakilerdendir.
Dönüm Noktası — Vâkıa 39→40
وَأَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ
Solun adamları, nedir o solcular!
Dönüş — Cehennem (41)
فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ
İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,
Yoğunluk — Vâkıa 42-44
وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ
Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
Benzersiz — Zülcelal (43)
لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ
Ki ne serindir, ne de faydalı.
Dönüş — Şifa (44)
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.
Benzersiz — Kibir (45)
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Dönüş — Münker (46)
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
Dönüş — Kıyamet (47)
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
"Önceki atalarımızda mı?"
Benzersiz — Davet (48)
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ
De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"
Dönüş — Evvel (49)
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
"Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
Dönüş — Dalalet (51)
لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ
Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
Yoğunluk — Vâkıa 53-55
فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
Dönüş — Ateş (54)
فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
Dönüş — Hesap (56)
نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
Dönüş — İman (57)
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
Attığınız meniyi gördünüz mü?
Benzersiz — Gök gürültüsü (58)
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ
Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
Benzersiz — Tevhid (59)
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
Dönüş — Ölüm (60)
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
Dönüş — Dönüşüm (61)
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Dönüş — Başlangıç (62)
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
Ektiğinizi gördünüz mü?
Yoğunluk — Vâkıa 63-65
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
Dönüş — Bitki (64)
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
Dönüş — Takdir (65)
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
"Doğrusu borç altına girdik."
Benzersiz — Hüzün (66)
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
"Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
İçtiğiniz suya baktınız mı?
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
Dönüş — Rahman (70)
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
Yaktığınız ateşi gördünüz mü?
Dönüş — Ateş (71)
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَـٰعًا لِّلْمُقْوِينَ
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ
O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.
Benzersiz — Kerim (77)
فِى كِتَـٰبٍ مَّكْنُونٍ
Korunmuş bir kitaptadır.
Dönüş — Gayb (78)
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
Ona temizlenenlerden başkası el süremez.
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
(O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
أَفَبِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Dönüş — Küfür (81)
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
Dönüş — Şükür (82)
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
Can boğaza dayandığı zaman
Benzersiz — Son (83)
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ
Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.
Benzersiz — Nefis (84)
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
Eğer cezalandırılmayacak iseniz,
Dönüş — Hesap (86)
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,
Dönüş — Rıza (88)
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ
Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
Eğer O, sağın adamlarından ise,
Dönüş — Ashab-ı kehf (90)
فَسَلَـٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
"(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"
Dönüş — Selam (91)
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
Dönüş — Dalalet (92)
فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
Ve cehenneme atılma vardır.
Dönüş — Korku (94)
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
Kesin gerçek budur işte.
Benzersiz — Yakin (95)
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.
Dönüş — Zikir (96)