75. Kıyâmet

40 Ayet · 1 analyzed · ← → keyboard nav

القيامة Al-Qiyamah · 40 Ayet · Mekkî · Nüzul sırası: 31
Öne çıkan boyutlar: Hayretler 90%Zâhirî 90%Mata 90%Hakîkî 90%İbretler 90%
İ 0.00 ▼
لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ
Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe.
▼
وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ
Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.
▼
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ
İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?
▼
بَلَىٰ قَـٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ
Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.
▼
بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَـٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ
Fakat insan günahı devam ettirmek ister.
▼
يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَـٰمَةِ
O kıyamet günü ne zaman? diye sorar.
▼
فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ
Ne zaman ki o göz şimşek çakar,
▼
وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ
Ay tutulur,
▼
وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ
Güneş ve ay toplanır,
▼
يَقُولُ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ
İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der.
▼
كَلَّا لَا وَزَرَ
Hayır, hayır, yok bir siper.
▼
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ
O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.
▼
يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
▼
بَلِ ٱلْإِنسَـٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌ
Doğrusu insan kendi nefsini görür,
▼
وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ
Bir takım özürler ortaya atsa da.
▼
لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ
Onu hemen okumak için dilini depretme.
▼
إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ
Kuşkusuz onu toplamak ve okumak bize aittir.
▼
فَإِذَا قَرَأْنَـٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ
O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.
▼
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ
Sonra onu açıklamak da bize aittir.
▼
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ
Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da
▼
وَتَذَرُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ
Ahireti bırakıyorsunuz.
▼
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ
Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.
▼
إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
Rabbine bakar.
▼
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌ
Yüzler de var ki o gün asıktır.
▼
تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ
Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır.
▼
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ
Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,
▼
وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍ
"Tedavi edebilecek kimdir?" denilir.
▼
وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ
Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar.
▼
وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ
Bacak bacağa dolaşır..
▼
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ
İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.
▼
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ
Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.
▼
وَلَـٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
Fakat yalanladı ve döndü.
▼
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ
Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.
▼
أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ
Gerektir o bela sana, gerek.
▼
ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ
Evet, gerektir o bela sana gerek.
▼
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?
▼
أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِىٍّ يُمْنَىٰ
O, dökülen erlik suyundan bir damla (sperm) değil miydi?
▼
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ
Sonra bir aleka (embriyon) oldu da Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi.
▼
فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ
Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti.
▼
أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ
Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?