37. Sâffât

182 Ayet · 1 analyzed · ← → keyboard nav

الصافات As-Saffat · 182 Ayet · Mekkî · Nüzul sırası: 56
Öne çıkan boyutlar: Hayretler 80%İzâfe 80%Zâhirî 80%Remzî 80%Gaybî 80%
İ 0.00 ▼
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا
Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
▼
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا
O haykırıp da sürenlere.
▼
فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا
Ve o yolda zikir okuyanlara.
▼
إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ
Ki sizin ilâhınız birdir.
▼
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ
O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
▼
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
▼
وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ
Onu her inatçı şeytandan koruduk.
▼
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
▼
دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
▼
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
▼
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ
Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
▼
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
▼
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
▼
وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ
Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
▼
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."
▼
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"
▼
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
"Önceki atalarımız da mı?.."
▼
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."
▼
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
▼
وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
"Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.
▼
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
▼
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
▼
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
▼
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
▼
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
▼
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
▼
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
▼
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
▼
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
▼
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ
"Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
▼
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
"Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
▼
فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ
"Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
▼
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
▼
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
▼
إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
▼
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ
Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
▼
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
▼
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
▼
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
▼
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
▼
أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
İşte onlar için belli bir rızık vardır.
▼
فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
▼
فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
▼
عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ
(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
▼
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
▼
بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
▼
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
▼
وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ
Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
▼
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
▼
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
Derken birbirine dönüp sorarlar:
▼
قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ
İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
▼
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
▼
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"
▼
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
"Siz onu tanır mısınız?" der.
▼
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
▼
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
▼
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
"Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
▼
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
▼
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
▼
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
İşte bu büyük kurtuluştur.
▼
لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ
Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
▼
أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
▼
إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ
Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
▼
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
▼
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ
Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
▼
فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
▼
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
▼
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
▼
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
▼
فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
▼
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
▼
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
▼
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
▼
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
▼
وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
▼
وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
▼
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
▼
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
▼
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ
Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
▼
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
▼
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
▼
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
Sonra diğerlerini suda boğduk.
▼
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
▼
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
▼
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
▼
أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
"Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
▼
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
"Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
▼
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
▼
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
▼
فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
▼
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.
▼
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).
▼
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
▼
فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
▼
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
▼
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
"Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
▼
قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
▼
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
▼
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
▼
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
"Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
▼
فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ
Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
▼
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ
Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
▼
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
▼
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
▼
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
"Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
▼
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
"Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
▼
وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
▼
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
▼
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
Selam olsun İbrahim'e...
▼
كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
▼
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
▼
وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
▼
وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ
Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
▼
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
▼
وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
▼
وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ
Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
▼
وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
▼
وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
Kendilerini doğru yola çıkardık.
▼
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
▼
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
Selam olsun, Musa ile Harun'a.
▼
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
▼
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
▼
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
▼
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
▼
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
▼
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
▼
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
▼
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
▼
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
▼
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
Selam olsun İlyâsîn'e.
▼
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
▼
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
▼
وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
▼
إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
▼
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ
Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
▼
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
Sonra diğerlerini helak etmiştik.
▼
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
▼
وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
▼
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
▼
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
▼
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
▼
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
▼
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
▼
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
▼
۞ فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
▼
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
▼
وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
▼
فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
▼
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
▼
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ
Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
▼
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
▼
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
▼
أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
▼
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
▼
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Hiç düşünmüyor musunuz?
▼
أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ
Yoksa sizin için açık bir delil mi var?
▼
فَأْتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
▼
وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
▼
سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
▼
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
▼
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
▼
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
▼
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
▼
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
▼
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
▼
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
▼
وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
▼
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
▼
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
▼
فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
▼
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
▼
إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
▼
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
▼
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
▼
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.
▼
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
▼
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
▼
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
▼
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
▼
سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
▼
وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
▼
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.